
Güneş yavaş yavaş çekilirken sahneden,
Bir hüzün senfonisi duyulmaya başlar.
Notalar yükselir semaya, gün batarken,
Hicranlı bir ses olur ve hayat yavaşlar…
Bir flüt rüzgârın ıslığını fısıldar,
Yorgun geceyi sarar bir hüzün bestesi.
Düşer piyanonun tuşlarına damlalar,
Bir tambura eşlik eder yağmurun sesi…
İsyankâr şarkılar söyler gölgeler ayda.
Sevdalı bir gitar ağlar harabelerde.
Çok uzaklarda bir yerde inler bir gayda,
Bir bağlama ağıt yakar “sevdiğim nerde? ”
Dinlerken maziyi bir udun efkârından,
Bir keman çığlığı tutuşturur dağları.
Çoban, kavalıyla seslenir mezarından
Ve çiçekler açar, mavi, kırmızı, sarı…
Davullar çalınır gam yüklü bulutlarda,
Bir arp iniltisiyle titrerken yapraklar…
Bir ney, hasretinden figan eder kenarda,
Ay gözyaşlarını sisler ardında saklar.
Bir hüzün şarkısıdır bu duyulan beste;
Yakamozda dans eden dalgaların sesi…
Batan günün ardından aheste aheste
Ağlar yas içinde bir hüzün senfonisi.
24 Haziran 2000
İstanbul
Sedat BÜYÜK