Güneş mumdan farksızdı saçlarının yanında,
Okyanustan derindi gözlerinin mavisi…
Dudağındaki allık yoktu ceylan kanında,
Bir güzellik perisi, hüzün kraliçesi…
Onu mahzun görünce utanırdı melekler,
Çocukluğumda hâlâ bir dua onu bekler,
Kocaman sevdaları saklar çocuk yürekler…
Gönlümün ilk hecesi, hüzün kraliçesi…
Köşede iki katlı küçük bir evi vardı.
Kızıl günbatımında balkonuna çıkardı.
Tüm sokağı bir anda gül kokusu sarardı,
Büyülerdi herkesi, hüzün kraliçesi…
Ufuklarda gezerdi buğulu bakışları,
Rüzgârlar silemezdi gözündeki yaşları,
Söylediği şarkılar eritirdi kışları,
Bir ayrılık nağmesi, hüzün kraliçesi…
Aynada kendi aksi, ellerinde resimler…
Tararken saçlarını değişirdi mevsimler.
Dudağına konardı anı olmuş isimler,
Bir gönül hikâyesi, hüzün kraliçesi…
Bir kuğuydu, yalnızlık kırmıştı kanadını,
Seveni çoktu ama bilen yoktu adını.
Bir masal perisiydi, rüyaların kadını…
Aşkların en yücesi, hüzün kraliçesi…
Islak camlar ardından gökyüzüne bakardı,
Yalnızlığın hüznüyle inlerdi güzel sesi.
Sonbahar yağmurları gözlerinden akardı,
Buruk bir aşk bestesi, hüzün kraliçesi…
Şubat 2004
İstanbul
Sedat BÜYÜK
her kadının içinden bir parça bu aslında iyi yakalamış güzel ifade etmişsin ve emek vermişsin
Şiir yorum ve klip gerçekten mükemmel…
Yüreğine emeğine sağlık Sedat…
hatırlarmısın bu şiiri ilk okuduğumda neler hissedip aşık olduğumu bu şiire ve senden köyümde kullanımı için izin istemiştim sende vermiştin bana,bende o günden bu yana hep dinler ve sölerim bu şiiri